|
Uzun, karanlık, soğuk koridorların sonunda, burnunu cama yasladı Ayşe. Ucu sökülmüş hırkası ısıtmıyordu onu.Büyük, kocaman bahçeye baktı. Dünya büyük oysa Ayşe küçücüktü. Küçüktü Ayşe. Taş duvarlar soğuktu, ardında uzayıp giden koridorlara bakınca, daha da üşüdü Ayşe. Karanlık, ürkütücü ejderler gibi, kocaman ağzından, soğuğu ve korkuyu üflüyordu ruhuna. Gözlerini kapadı, annesini düşünmeye başladı. Annesinin hayaline sığındı. Ağladı Ayşe… Ayşe, ağladı... Ayşe’nin annesi yoktu… Annesi olmayanın kimsesi yoktu… Yetimhane koridorları, daha da karanlık geldi gözüne. “Annem olsaydı, kucağına alırdı beni, betona oturma, üşüme derdi. Annem olsaydı benim, bu kocaman yerde beni yalnız bırakmaz, kucağına alır şarkılar söylerdi” dedi. Ama, Ayşe’nin annesi yoktu… Annesi olmayanın kimsesi yoktu… Hayat zamansız bir emrivakiyle annesini, babasını, hayatını almıştı elinden. Oysa elleri küçüktü henüz. Camın gerisinde kirlenmiş saçları omuzlarına dökülmüş, güzel gözlerinde yaşlarla kısacık geçmişe kilitlendi Ayşe. Hayatı gasp edilmiş, cenneti ele geçirilmişti. Cennetinden çıkarılmıştı Ayşe. Hayat çatık kaşları, soğuk duvarları, büyük yatakhaneleri ile karşılaşmıştı onu. Ayşe’nin annesi yoktu… Annesi olmayanın kimsesi yoktu… Diğer çocuklarla buluşmuştu, diğerleri, diğer çocuklar, çaresiz, sahipsiz, kimsesiz… Annesi olmayanın kimsesi yoktu. Kiminin yaşıyordu annesi, parası yoktu, sağlığı yoktu, ruhu hastaydı yada bedeni. Hepsinin vardı bir açıklaması, bir nedeni. Doğuran, ama anneliği bilmeyenler vardı. Vardı işte bir hikayeleri. Baktı Ayşe, uzağa, annesinin elinden tutup yürüyen bir çocuğa, ayakkabısına, saçlarında gezinen anne eline baktı Ayşe. Oysa o yaban ellerin geçici şefkatine sığınıyordu. Ondan vazgeçeceğini bildiği ellerden tutunuyordu çaresizce… Küçüktü Ayşe. Küçük. Annesi yoktu. Bütün çocuklar, geceleri kocaman ve soğuk yatakhanelerinde sıcak odaların mutlu yuvaların hayalini kuruyorlardı. Korkuyordu Ayşe. Kokunca altını ıslatıyordu. Altını ıslatmaktan korkuyordu Ayşe. Kızmalarından korkuyordu. Ayşe’nin annesi yoktu… Annesi olmayanın kimsesi yoktu. Sahipsiz kalabalık, bir mucizeyi bekliyordu, bir gönüllü anneyi, bir yabancının şefkatini, geçicide olsa sevgiyi. Ağlarken birilerinin yaşını silmesini… Düşünce dizlerini bile kendileri temizliyordu oysa.Yemeğini bitir demeden sıyırıyorlardı tabaklarını. Aç kalmaktan da korkuyordu Ayşe. Yetimhaneden de korkuyordu. Yalnızlık, bataklık canavarları gibi, yatağının altında ağzını açmış bekliyor, yatağa yatar yatmaz, Ayşe’yi içine çekiyordu. Ayşe’nin annesi yoktu… Annesi olmayanın kimsesi yoktu. Ayşe birini bekliyor biliyor musun? Ayşe bir mucizeye dua ediyor? Karanlık, uzun bir koridorda, büyük bir camın arkasında, saçları omuzlarına dökülmüş, hayalleri ve gözyaşları birbirine karışmış, cenneti elinden alınmış, çocuk ağlıyor görüyor musun? Ayşe’nin annesi yok… Annesi olmayanın kimsesi yok… Ayşe sesleniyor duyuyor musun? Çiğdem GÜÇLÜ
|